Kedi-köprü-ölü
Soğuktu hava, ben de bir tişört giydim gömleğimin altına, çıktım sokağa. Adım attım, şiir düşledim, onu özledim. Sonra her adımda taksit taksit onu düşledim, şiir attım, ona gidiyordu bazıları adımların, adım özledim.
Sonra bir gölge kesişti gölgemde. Gölge aitti bir kara kediye. Geldi kedi, miyav dedi. Dilim döndüğünce anlattım derdimi, dedim pisi pisi.
Takıldı peşime kara kedi, bazen gölgesi bazen kendisi gecenin içinde yitti, ama birkaç adımda bir geri geldi. Sonra tünedi bir duvarın üstüne. Sarma tütün çıkardı, özenle yaladı yaktı, sordu:
İster miymişim. Dedim ki; istemem, çıkmadan şarap içmiştim. Bir kedi ne kadar sallayabiliyorsa, salladı omuzlarını. Dumanı da gölgesi ve kendisi arasına katarak, sürünerek bacaklarıma, eşlik etti yeniden bana. Kara kedi, gri duman, kara gölge ve ben vardık köprünün önüne.
Ne düşünüyorsun dedi kedi,
Şiir diyecektim ki kendi sorusuna kendi cevap verdi:
Onu, değil mi?
Güldüm geçtim,
Miyav dedi geçti,
Yarısında nambır van
intahar noktası köprünün,
Durdum, sordu:
Onu seviyor muydum?
Baktım aşağıya, sonra kedi-gölge-duman, darmaduman karanlığa
O yaşarken dedim,
Ölmek yasak
Ve değil düşünmek,
Ölümün
Kenarından geçmek bile
Korkutuyor beni delicesine.
Her adımımda, çıktı arabaların altından, çöplerin içinden onlarca; hepsi birbirinden kara kediler, sokuldu yanıma.
Ben sana varana kadar bir kez daha
Tuatacaklar, söz verdiler, beni hayatta.
On yedi yaşımda güzel yaşam
Henüz vakit varken gülüm
Ve her şey yeni başlıyorken
Yakışır mı yaşamayı böyle sevene ölüm?
Güzel günler görüyorum galiba, güneşli günler
Motorları maviliklere sürüyorum
Umut ediyorum, şiir düşlüyorum, onu seyrediyorum.
Gün batıyor, yeniden doğduruyorum
Hüsn-ü talilin dibine vuruyorum.
09 Mayıs 2010

Fark ettim de, bir ay olmuş yazmayalı sana. Ben bu bir ay içinde olanlardan bahsedeyim istiyorum sana aslında.
Yalnızlığa tahammül edemiyordum uzun zamandır. Yani diyorlar ya "kendinle baş başa kalmak" diye, kalamıyordum ben işte. Kendimden sıkılıyordum. Neden bilmiyorum. İşte, bu geçti biraz. Yalnız kaldığımda, kendimle baş başa kaldığımda yalnızlık çekmiyorum artık pek. Daha çok tekil olmanın keyfine varıyorum kısa süreli dozlar halinde.
Baktım, kendi içime dönebiliyorum artık, bütün cesaretimi toplayıp güzel bir defter aldım. Yazmak için, anlatmak için. Nazım Hikmet'te oturup birkaç sayfa karalamıştım ki, taa OKS'ye hazırlanırkenki dersanemden arkadaşım olan Hakan'ı gördüm oracıkta. Hakan ve Ece, muhtemelen sana daha önce bahsettiğim ikiz kardeşler. İkisini de çok severdim ve iyi geçinirdik; lakin pek fazla bir araya gelmezdik. Oysa Nazım Hikmet'teki o karşılaşmadan sonra, sık sık- özellikle Hakan'la- vakit geçirir olduk. Edebiyata, yazmaya olan aşkımı körükledi yeniden. Benden başka spor ceket giyip, Beaudlaire, Rimboaud, Verlaine okuyan; ne bileyim The Smiths dinleyen biriyle karşılaşmak güzeldi. Nasıl olduysa Derin ve Akok ile de tanıştı Hakan, çok sevdi onları. Güzel bir grup olduk. Hatta Hakan, Derin Ben ve Kendinin oluşturduğu tiroya Rilke-Nietzsche- Salome triosu demeye başladı ki cidden komik, sonumuz hayrolsun. Her neyse, demem o ki büyük bir iyilik yaptı Hakan bana. Şu iyice işsiz güçsüz bir hale geldiğim günlerden kurtuldum; sanatın, satırların keyfine varar oldum. Sahaflar gezmeye başladım, hatta kitabevinin bir kısmını tekele çevirmeye niyetli anarşist, kibar bir sahafla dahi gene Hakan sayesinde tanıştım, arkadaş oldum. Bira'nın, Votka'nın; "yüksek müzikli içmece mekanları"nın, ortamcı arkadaşların iğrençliğini kabullendikten uzun süre sonra, arkadaş meclislerinde şiire şarap bulamanın tadını buldum. İçmesi acı gelmişse misal, oturdum şarap oldum.
Kalemimi kaldıramamıştım "Bir kış gecesi eğer bir yolcu" nun son satırlarını da sindirdikten sonra. Bir süre düşündüm: "Bu kadar güzel şeyler zaten yazılmışken, yeni bir şeyler ortaya koymanın amacı nedir ki?" diye. Sonra kitaba sokuldum yeniden, bir kez daha bana söylediklerini duydum: "Yazar olmak için, önce okur olmalısın." Ve o günden beri, okudum, okuyorum, en hasından afili bir okur oldum. Ardı ardına okuyor, cüzdanımı sahaflarda boşaltıyorum artık. Kendi kütüphanemi oluşturmanın, yazmaya bir adım daha yaklaşmanın ümidiyle; ancak okumanın keyfini de kaybetmeden çeviriyorum sayfaları.
Az kaldı biliyorum, yakında gelecek kalemimi kağıda konduracak cesaret. Ama o güne değin, sabretmek gerek.
Yeni hayatının mutluluk sarhoşluğundan bir kadeh ikramla,
Gelişine sabırsızlanan dostun,
Barış.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
