20 Mayıs 2010

Kedi-köprü-ölü


Soğuktu hava, ben de bir tişört giydim gömleğimin altına, çıktım sokağa. Adım attım, şiir düşledim, onu özledim. Sonra her adımda taksit taksit onu düşledim, şiir attım, ona gidiyordu bazıları adımların, adım özledim.

Sonra bir gölge kesişti gölgemde. Gölge aitti bir kara kediye. Geldi kedi, miyav dedi. Dilim döndüğünce anlattım derdimi, dedim pisi pisi.

Takıldı peşime kara kedi, bazen gölgesi bazen kendisi gecenin içinde yitti, ama birkaç adımda bir geri geldi. Sonra tünedi bir duvarın üstüne. Sarma tütün çıkardı, özenle yaladı yaktı, sordu:
İster miymişim. Dedim ki; istemem, çıkmadan şarap içmiştim. Bir kedi ne kadar sallayabiliyorsa, salladı omuzlarını. Dumanı da gölgesi ve kendisi arasına katarak, sürünerek bacaklarıma, eşlik etti yeniden bana. Kara kedi, gri duman, kara gölge ve ben vardık köprünün önüne.

Ne düşünüyorsun dedi kedi,
Şiir diyecektim ki kendi sorusuna kendi cevap verdi:
Onu, değil mi?

Güldüm geçtim,
Miyav dedi geçti,
Yarısında nambır van
intahar noktası köprünün,
Durdum, sordu:

Onu seviyor muydum?

Baktım aşağıya, sonra kedi-gölge-duman, darmaduman karanlığa

O yaşarken dedim,
Ölmek yasak
Ve değil düşünmek,
Ölümün
Kenarından geçmek bile
Korkutuyor beni delicesine.

Her adımımda, çıktı arabaların altından, çöplerin içinden onlarca; hepsi birbirinden kara kediler, sokuldu yanıma.

Ben sana varana kadar bir kez daha
Tuatacaklar, söz verdiler, beni hayatta.

On yedi yaşımda güzel yaşam

Henüz vakit varken gülüm

Ve her şey yeni başlıyorken

Yakışır mı yaşamayı böyle sevene ölüm?



Güzel günler görüyorum galiba, güneşli günler
Motorları maviliklere sürüyorum
Umut ediyorum, şiir düşlüyorum, onu seyrediyorum.
Gün batıyor, yeniden doğduruyorum
Hüsn-ü talilin dibine vuruyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder