
Fark ettim de, bir ay olmuş yazmayalı sana. Ben bu bir ay içinde olanlardan bahsedeyim istiyorum sana aslında.
Yalnızlığa tahammül edemiyordum uzun zamandır. Yani diyorlar ya "kendinle baş başa kalmak" diye, kalamıyordum ben işte. Kendimden sıkılıyordum. Neden bilmiyorum. İşte, bu geçti biraz. Yalnız kaldığımda, kendimle baş başa kaldığımda yalnızlık çekmiyorum artık pek. Daha çok tekil olmanın keyfine varıyorum kısa süreli dozlar halinde.
Baktım, kendi içime dönebiliyorum artık, bütün cesaretimi toplayıp güzel bir defter aldım. Yazmak için, anlatmak için. Nazım Hikmet'te oturup birkaç sayfa karalamıştım ki, taa OKS'ye hazırlanırkenki dersanemden arkadaşım olan Hakan'ı gördüm oracıkta. Hakan ve Ece, muhtemelen sana daha önce bahsettiğim ikiz kardeşler. İkisini de çok severdim ve iyi geçinirdik; lakin pek fazla bir araya gelmezdik. Oysa Nazım Hikmet'teki o karşılaşmadan sonra, sık sık- özellikle Hakan'la- vakit geçirir olduk. Edebiyata, yazmaya olan aşkımı körükledi yeniden. Benden başka spor ceket giyip, Beaudlaire, Rimboaud, Verlaine okuyan; ne bileyim The Smiths dinleyen biriyle karşılaşmak güzeldi. Nasıl olduysa Derin ve Akok ile de tanıştı Hakan, çok sevdi onları. Güzel bir grup olduk. Hatta Hakan, Derin Ben ve Kendinin oluşturduğu tiroya Rilke-Nietzsche- Salome triosu demeye başladı ki cidden komik, sonumuz hayrolsun. Her neyse, demem o ki büyük bir iyilik yaptı Hakan bana. Şu iyice işsiz güçsüz bir hale geldiğim günlerden kurtuldum; sanatın, satırların keyfine varar oldum. Sahaflar gezmeye başladım, hatta kitabevinin bir kısmını tekele çevirmeye niyetli anarşist, kibar bir sahafla dahi gene Hakan sayesinde tanıştım, arkadaş oldum. Bira'nın, Votka'nın; "yüksek müzikli içmece mekanları"nın, ortamcı arkadaşların iğrençliğini kabullendikten uzun süre sonra, arkadaş meclislerinde şiire şarap bulamanın tadını buldum. İçmesi acı gelmişse misal, oturdum şarap oldum.
Kalemimi kaldıramamıştım "Bir kış gecesi eğer bir yolcu" nun son satırlarını da sindirdikten sonra. Bir süre düşündüm: "Bu kadar güzel şeyler zaten yazılmışken, yeni bir şeyler ortaya koymanın amacı nedir ki?" diye. Sonra kitaba sokuldum yeniden, bir kez daha bana söylediklerini duydum: "Yazar olmak için, önce okur olmalısın." Ve o günden beri, okudum, okuyorum, en hasından afili bir okur oldum. Ardı ardına okuyor, cüzdanımı sahaflarda boşaltıyorum artık. Kendi kütüphanemi oluşturmanın, yazmaya bir adım daha yaklaşmanın ümidiyle; ancak okumanın keyfini de kaybetmeden çeviriyorum sayfaları.
Az kaldı biliyorum, yakında gelecek kalemimi kağıda konduracak cesaret. Ama o güne değin, sabretmek gerek.
Yeni hayatının mutluluk sarhoşluğundan bir kadeh ikramla,
Gelişine sabırsızlanan dostun,
Barış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder