
İki gündür yazamadım, ama çok boktan şeyler oldu benim cephede. Şimdi ise şu satırları yazmak bir yükümlülük değil; bir ihtiyaç, bir kurtuluş benim için.
Özdemir Asaf, "Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılırsa yalnızlık olmaz." demiş hani, ona ters düşecek de olsa, yalnızlığımı paylaşmam lazım benim bir şekilde.
Bu sabah, bir rüyanın ardından, alabildiğine yalnız uyandım ben. Rüyamda, zamanında çok üzdüğüm, hayal kırıklığına uğrattığım birinden af diliyordum. Kaybedileni geri kazanıyordum, güneş kaybedilenin kısık gözlerinde parlarken. Oysa uyandığımda emindim. Hala nefret ediyordu benden.
Dersane yolunda da güneş beni yakaladı konuşkandığım otobüs penceresinde. Sabah güneşi sidikliye vurur derler, yalnıza da vuruyormuş demek. Lou Reed dinleye dinleye vardık dersaneye.
Kızacaksın bana; ama çare yok, böyle bu durum. İdil ve Barış hayal kırıklığına uğratıyorlar beni. Sorun onlar değil aslında. Sorun-ne kadar klişe bir laf olsa da- benim. Düşünüyorum da, sanırım çok sevmek yanlış olan. Birçokları tersini seçtiğine göre.
Aramıyorlar beni Başak. Günde bir on beş dakika bulamıyorlar, aramıyorlar ben aramadıkça. Beraber yürüyorlar beni ardlarına takıp. İdilin facebooktaki "Have you seen those little piggies" klasörüne dahi giremiyorum ve daha kötüsü bu duruma bozulabiliyorum. Benim onları sevdiğimden daha az seviyorlar beni-kabul etmek gerek artık- ve ben aşşağılık kopleksi içinde acı çekiyorum. Hayatımda zaten ,daha önce de söylediğim gibi, en fazla on insan var ve ben onları da kaybediyorum. Kendini başkalarına adamadıkça ne anlamı var, bilmiyorum. Ben yaşamak için başka bir yol, inan bilmiyorum.
Her şey daha da kötüye gidiyor gün geçtikçe. Hayatımın en güzel, en gerçek yazını yaşatan insanlar birer birer kopuyor. Sana, sanal alemin birleri ve sıfırları arasından ulaşabiliyorum anca. Kahkahalarımız için ortak bir coğrafya yok. Ötekiler daha fena, vakit bulamıyorlar hayatlarında bana. Kendimi işsiz-güçsüz, işe yaramaz ve alabildiğine yalnız hissediyorum.
Her şey kötüye gidecek. İdil bilmem ne programıyla yurt dışına, Barış şehrin karşı yakasında otuz katlı bir şirkete... Birbirimizi anca yılda bir göreceğiz. Gerçi bu gün de pek farklı değil ya. Barışla sohbetlerimiz dersanede beşer dakika ve o direk evine gideceği için rıhtıma yürürken on beş dakika sınırında duruyor mutlaka. İdil ise aradığımda genelde konuşuyor; ancak hep arayan adam ben olduğum için onu rahatsız eden biri gibi hissediyorum kendimi, yani bombok hissediyorum.
Her şey üst üste geliyor Başak. Her şey üstüme geliyor. İnandığım, ait hissettiğim şeyler...
Yarın yazabileceğim devamını. İyi değilim şimdi, gözlerim doluyor Başak.
Özlemle,
Barış.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder