22 Mart 2010

Bu gün fidan diktik biz okulda. Okuldan eve geldim, annem aradı. Derhal saçımı kestirmeye gidecekmişim. Bağdat Caddesi'nde ya benim berberim ona gittim. "Törkiş Barni Sitinsın" bi' adamdır Suat Abi, onunla konuştum biraz. Sonra annem caddedeymiş, buluştuk. Yemek yedik. Stefan Zweig'in Satranç'ını aldım, okur bitiririm yarına. Alelade bir gündü işte. Senin uzaklardan gelen mesajın olmasa, buraya daha karamsar bir şeyler yazabilirdim aslında. Hem biliyor musun, hava sıcakladı iyice, bahar geliyor.

Demin karıştırırken rastladığım bir şiir hediye edeyim ben bu gün sana olmaz mı? Olur bence:

Kurtulamayan

sen kader ağacı değilsin---nedeni bu
tutkularına bırak kendini
bir soluk var yaşıyor uzak uzak
bu daha ölmemişsin demektir

önce bitir bu şarkıyı
bir bardak doldur mavi
--hicbiri acmıyor mu seni-
ve git bu gelmediğin yere
kurtulamayan--nedeni bu

Ece Ayhan.

Bir laf vardı, "Ben iradesiz değilim. Benim tutkularım güçlü." diye, o geldi aklıma. Aslında İkinci Yeni'dir, sembolist şiirdir falan, bunları da konuşmak lazım bir ara.

Ayrıca,

darkness only stays at nighttime,
in the morning it will fade away.
daylight is good
at arriving at the right time.
it's not always
will to be this grey.

all things must pass,
all things must pass away.
all things must pass,
all things must pass away.

Geçecek her şey, beklemek lazım sadece. Beklemek lazım. Beklemek. Sadece beklemek. Sadece...

Beklerken,
Barış.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder