16 Mart 2010


Dün seninle konuştuktan sonra her zamanki gibi pijamalarımı giydim, her zamanki gibi saatimi kurduktan sonra yatıp, her zamanki gibi uyudum. Bu sabah her zamanki gibi kalkıp, her zaman yaptığım şekilde yaptım kahvaltımı ve her sabah yürüdüğüm yolu bir kez daha düşünmeden, mekanik bir biçimde yürüyüp servisime bindim, okuluma gittim.

Anlayacağın her şey inanılmaz aynı hayatımda. "Her şey bir kopyanın, kopyasının kopyası..."

Deliler evi müdürü gibiyim. Herkes mi deli, onlar arasında tek deli ben miyim bilemiyorum bazen. Saçmapasan ergen dürtülerle değil ama; bir şekilde çok sıkılıyorum insanlardan. "Hayatta üç büyük kuralım vardır"cılardan, "Her gününü programlı yaşayacaksın ağbi" cilerden özellikle. Hayatı bu kadar çok mu ciddiye alıyolar da böyle bir disiplin içindeler, yoksa hayatı ciddiye alan ben miyim asıl, anlayamıyorum.

Yaşıtlarımın en büyük problemi yarınki edebiyat sınavı iken, ben burada Faulcout ile cebelleşiyorum, varoluşuma yanıtlar arıyorum, kendimi arıyorum. Ha, bulabiliyor muyum? Hayır. Her sabah aynı şeyleri yapan biri olarak, diğer insanlarla beraber aynılık paktına girmemek için çaba harcıyorum elimden geldiğince. Sanatla, felsefeyle, müzikle ilgileniyorum. Hiçbirinden istediğim sonucu alamıyorum ne yazık ki. Belki çok fazlasını istiyorum, belki çok az sabrım var; ama anayola karşı seçtiğim patika beni bir yerlere ulaştırmakta başarısız olunca, paniğe kapılıyorum. Akrebin, yelkovanın her turu yaralar açıyor ruhumda sanki. Herşey dört bir yana dağılıyormuş da, hangi birinin peşinden koşacağımı şaşırıp dımdızlak ortada kalıyormuşum gibi hissediyorum.

Bir de bunların yanında müthiş bir yalnızlık çöküyor üzerime. İnsanların çoğunu özel kılamayınca, varlıklarından tad alamıyor, onlara yanaşmıyorum. Okulda mesela, kurduğum zoraki arkadaşlıkların çoğu bu halde. Hayatta samimi olarak sevdiğim bir düzine insan bütün sosyalleşme açlığımı gidermeye yetmiyor kimi zaman, ben de alabildiğine yalnız hissediyorum. O bir düzine insanı sahipleniyorum adeta. Azılı bir mülkiyetçilikle kızıyorum onlara, kıskanıyorum onları. Bu davranışım ya soğutursa onları benden diye de korkmadan edemiyorum.

Şimdi kalkmam, öncelikle saksafon çalışmam lazım. Uzun bir aradan sonra toparlamak çok zorluyor beni ve pek keyifli olduğu söylenemez beceriksizliğimi melodik olarak yüzüme vurma işinin; ama ben o enstürmanı sevdim, dahası inandım daha güzel bir insan olmamda ve keyif almamda payı olduğuna, çalışmalıyım. Sonra yarınki edebiyat sınavı için hazırlanmalı- ve evet Faulcout'u bırakacağım bu gün- ardından tüm sıradanlık ayinlerimi sırasıyla gerçekleştirip yatağıma gömülmeliyim. Belki yakında kafamdaki çelişkiyi çözerim:

Bir dişlinin içinde aynı güzegahta dolanıp durmalı mı, yoksa yuvadan kopup savrulmalı mı?


Sevgiler,
Barış.

1 yorum:

Fermium dedi ki...

bi kere bi 6 sene sistemden cikamazsin.
ondan sonra cok takilmamak lazim bence yani

Yorum Gönder